1849’da Roma’da İngiliz bir ailenin çocuğu olarak doğan John William Waterhouse, çocukluğunu sanatla iç içe bir ortamda geçirdi. Ailesi Londra’ya döndükten sonra Kraliyet Akademisi’nde eğitim aldı ve erken döneminde tarih resmi ile klasik konulara yöneldi. 1870’lerde sergilemeye başladığı yapıtlarında akademik disiplin belirgindi; ancak onu özgün kılan, zamanla Pre-Raphaelite duyarlılığa yaklaşan şiirsel anlatımı oldu.nn1880’lerden itibaren Waterhouse’un sanatında kadın figürü merkezî bir yer edindi.
Mitoloji, edebiyat ve efsanelerden beslenen kompozisyonlarında melankoli, gizem ve doğa betimlemeleri öne çıktı. The Lady of Shalott, Hylas and the Nymphs ve Ophelia gibi yapıtları, onun hem anlatı gücünü hem de renk ve ışık kullanımındaki ustalığını gösterir. Bu yıllar, kariyerinin en tanınmış ve olgun dönemi kabul edilir.nn1890’lar ve 1900’lerde klasik konuları yeniden yorumlamayı sürdürdü; figürlerini çoğu zaman içsel bir gerilim içinde, doğayla çevrili ve sembolik bir atmosferde resmetti.
1917’de Londra’da öldüğünde ardında, Viktorya dönemi resminden modern izleyiciye uzanan güçlü bir miras bıraktı. Waterhouse bugün, romantik anlatımı ve idealize edilmiş kadın imgeleriyle İngiliz sanatının en sevilen isimlerinden biri sayılır.