Uyku, Salvador Dalí’nin 1937 tarihli en çarpıcı sürrealist imgelerinden biridir ve rüya ile bilinç arasındaki kırılgan sınırı görünür kılar. Dalí, bu dönemde bilinçaltının mantık dışı çağrışımlarını, korku ve arzuların şekil değiştiren doğasını resimsel bir dile dönüştürmekle ilgileniyordu. Buradaki devasa baş, gerçek bir portreden çok, uyku anında insan bedeninin savunmasızlığını ve zihnin kontrolü bırakışını temsil eden bir simge gibi okunur.
İnce desteklerle ayakta tutulması, rüya dünyasının ne kadar dengesiz ve kolayca çözülebilir olduğunu düşündürür; küçük bir sarsıntı, bütün yapıyı dağıtabilir.nnKompozisyonda yer alan çöl benzeri boşluk, sürrealist etkiyi güçlendirir. Ufuksuz, sessiz ve neredeyse hava boşluğuna dönüşmüş bu ortam, rüyanın gerçek zamandan kopuşunu anlatır.
Mavi tonların baskınlığı, sahneye soğuk ve uzak bir atmosfer verir; aynı zamanda figürün etrafındaki sessizliği artırır. Dalí’nin sık kullandığı biçim bozma, beklenmedik ölçek ve tekinsiz nesne birlikteliği burada açıkça görülür. Başın yanında beliren küçük köpek ve tekne benzeri figürler, sanat tarihçilerince çoğu kez bilinçaltında biriken anıların, çağrışımların ve gündelik gerçekliğin rüyaya sızan parçaları olarak yorumlanır.nnDalí’nin bu tür imgeleri üretmesinde, Freud’un psikanalizinden beslenen rüya yorumları kadar kendi “paranoyak-eleştirel yöntem” anlayışı da etkiliydi.
Sanatçı, uyku hâlini yalnızca dinlenme değil, zihnin denetimden çıktığı ve bastırılmış düşüncelerin yüzeye vurduğu bir eşik olarak ele aldı. Bu nedenle başın kırılganlığı, insan benliğinin parçalanabilirliğiyle ilişkilendirilir; destekler ise bilincin son dayanakları gibi görünür. Eser, sürrealizmin en karakteristik özelliklerinden biri olan mantıksız görünen ama psikolojik olarak yoğun sahne kurma becerisini güçlü biçimde yansıtır.nnBugün Uyku, New York’taki Museum of Modern Art koleksiyonunda yer alır ve Dalí’nin rüya, korku ve bilinçaltı arasındaki ilişkiyi en etkileyici biçimde anlattığı yapıtlar arasında kabul edilir.