İspanya İç Savaşı’nın yarattığı şiddet, parçalanma ve toplumsal çöküş duygusu, Salvador Dalí’nin 1936 tarihli bu çarpıcı yapıtının temel arka planını oluşturur. Dalí, savaşı doğrudan bir cephe sahnesi olarak değil, kendi kendini yiyip bitiren bir beden imgesi üzerinden anlatır. Devasa, insanı andıran ama insan olmaktan çıkmış figür; kolları, bacakları ve gövdesiyle birbirine saldıran bir yaratık gibi görünür.
Bu grotesk beden, sanat tarihçileri tarafından çoğunlukla İspanya’nın kendi içinden doğan yıkımının simgesi olarak yorumlanır. Eserin hazırlanış süreci, Dalí’nin iç savaşın dehşetini yalnızca politik bir çatışma değil, kişisel ve varoluşsal bir felaket olarak hissetmesiyle yakından ilişkilidir. Kardeşinin Cumhuriyetçi askerler tarafından kötü muameleye uğraması ve yakın dostu Federico García Lorca’nın öldürülmesi, sanatçının bu döneme bakışını derin biçimde etkilemiştir.
Yine de Dalí, doğrudan propaganda dili kullanmaz; sahneyi gerçekçi ışık, sert gölgeler ve neredeyse dokunulabilir bir yüzey hissiyle kurarak izleyiciyi daha da rahatsız eden bir atmosfer yaratır. Ön plandaki haşlanmış fasulyeler, çoğu yorumda açlık, yoksunluk ve savaşın sıradan yaşamı nasıl öğüttüğünü hatırlatan bir ayrıntı olarak görülür.
Aynı zamanda bedenin parçalanmış uzuvlarıyla birlikte, kendi üzerine çöken bir uygarlığın simgesine dönüşür. Dalí’nin sürrealist dili burada yalnızca düşsel bir görüntü üretmez; tarihin şiddetini, korkuyu ve içten içe çürüyen bir dünyayı görünür kılar. Günümüzde eser, Philadelphia’daki Philadelphia Museum of Art koleksiyonunda yer almaktadır.